Macaristan’da Viktor Orban devri kapandı.
Tam 16 yıl sonra.
Sandık konuştu. İktidar değişti. Ama bazıları yine meseleyi yanlış yerden okudu.
Birileri sonucu gördü, hemen Türkiye’ye uyarladı.
Hemen hüküm verdi.
Oysa siyaset, bu kadar ucuz bir kopyala-yapıştır işi değildir.
Bir kesim, “Bakın, Macaristan’da 16 yıllık iktidar gitti; Türkiye’de de aynısı olur” diye bayram ilan etti.
Bir kesim de, “Ne değişti ki, bir sağcı gitti bir başka sağcı geldi” diyerek omuz silkti.
İkisi de eksik.
Çünkü Macaristan’da yaşanan şey yalnızca bir isim değişikliği değil. Ama ideolojik bir devrim de değil.
Seçmen yönünü değil, sürücüyü değiştirdi
Peter Magyar solcu değil.
Tam tersine, merkez sağda duran, muhafazakâr damarları olan, üstelik Orban’ın eski dünyasından çıkmış bir isim.
Yani Macaristan’da seçmen “Ben artık bambaşka bir dünya istiyorum” demedi.
Dediği şu: “Ben artık aynı yüzleri, aynı dili, aynı kibri, aynı yorgunluğu taşımak istemiyorum.”
Mesele burada.
Halk her zaman istikamet değiştirmez. Bazen direksiyondaki eli değiştirir.
Macaristan’da olan budur.
Orban neden kaybetti?
Çünkü uzun iktidarlar sadece güç biriktirmez. Yorgunluk da biriktirir.
Ekonomik sıkışma… Enflasyon… Kamu hizmetlerindeki memnuniyetsizlik… AB ile gerilen ilişkiler… Kurumlardaki aşınma… Ve en önemlisi, “artık yeter” duygusu…
Sandık bazen ideolojik manifestodan çok bu duyguyla şekillenir.
Macaristan’da da öyle oldu.
Türkiye’de muhalefetin yaptığı en büyük hata
Şimdi gelelim bize.
Türkiye’de bazı muhalefet çevreleri Macaristan sonucunu görünce hemen kendilerine pay çıkarmaya başladı.
Durun.
Bu kadar acele etmeyin.
Çünkü Macaristan’daki sonuç, otomatik olarak Türkiye’de CHP’nin ya da bugünkü muhalefet blokunun önünü açıyor demek değildir.
Niye?
Çünkü seçmen sadece iktidarın yıpranmasına bakmaz. Alternatifin güven verip vermediğine de bakar.
Bugün Türkiye’de iktidardan rahatsız olan geniş bir kesim olabilir. Ama bu, aynı seçmenin gözünü kapatıp muhalefete teslim olacağı anlamına gelmez.
Hele hele ana muhalefetin kendi iç tartışmaları, belediyeler etrafındaki iddialar, bitmeyen krizleri ve kamuoyunda güven aşındıran görüntüleri varken…
Seçmen çok basit sorar: “Tamam, bunlar gitsin de, yerine gelen ne yapacak?”
Cevap net değilse, değişim arzusu sandıkta sonuç üretmez.
Macaristan’dan alınacak asıl ders
Macaristan’ın verdiği ders şu:
Uzun iktidarlar yenilmez değildir.
Ama onları yenmek için sadece öfke yetmez. Sadece sosyal medya coşkusu yetmez. Sadece “artık değişim zamanı” sloganı hiç yetmez.
Topluma yeni bir güven vermek gerekir. Yeni bir dil kurmak gerekir. Yeni bir ciddiyet göstermek gerekir.
Ve en önemlisi; seçmenin değerlerine tepeden bakmadan, o değerlerin içinden yeni bir siyaset üretmek gerekir.
Macaristan’da seçmen bunu yaptı.
Yönünü değiştirmedi. Yöneteni değiştirdi.
Türkiye’de olur mu?
Olur mu?
Siyasette hiçbir şey sonsuza kadar sürmez. 23 yıllık iktidarlar da dahil.
Ama bunun olması için muhalefetin önce kendine bakması gerekir.
Macaristan’a bakıp sevinç narası atmak kolay.
Asıl zor olan, Türkiye’de seçmenin önüne güven veren, dağılmayan, çelişmeyen, lekesiz bir alternatif koyabilmek.
Bunu yapmadan kurulan her benzetme, erken sevinçtir.
Erken sevinç ise siyasette en pahalı hatalardan biridir.
Macaristan sonucu bir mesajdır.
Ama o mesajın adresi sadece iktidar değildir.
Muhalefettir de.
İktidara diyor ki: “Hiçbir güç ebedi değildir.”
Muhalefete diyor ki: “Sadece rakibin yıpranmasına güvenme.
Önce sen güven ver.”
Gerisini ise, her zamanki gibi, millet bilir.





