Günlerdir Esenyurt’un gündeminde tek bir soru var:
Recep Tayyip Erdoğan Parkı’na ilçe emniyet müdürlüğü yapılmalı mı, yapılmamalı mı?
Aslında bu tartışma, sadece bir bina meselesi değil. Bu, yıllardır biriken sorunların, plansız büyümenin ve yanlış kararların bugün önümüze koyduğu bir tablo.
Esenyurt artık küçük bir yerleşim yeri değil. Yüzbinlerce insanın yaşadığı, yoğun göç almış, her geçen gün daha da kalabalıklaşan bir ilçe. Ama ne yazık ki bu büyüme, planlı bir şehirleşmeyle değil; çoğu zaman kontrolsüz ve rant odaklı bir anlayışla gerçekleşti.
Bugün geldiğimiz noktada gerçekler ortada:
Trafik bir çile…
Altyapı yetersiz…
Yeşil alanlar yok denecek kadar az…
Ve en önemlisi, suç oranlarında ciddi bir artış söz konusu.
Uyuşturucu başta olmak üzere birçok suçun arttığı bir yerde, güçlü ve kapsamlı bir ilçe emniyet müdürlüğü ihtiyacı elbette ki kaçınılmaz. Bu açıdan bakıldığında, Esenyurt’ta güvenliğin artırılması adına böyle bir yatırımın yapılması birçok vatandaş için umut verici.
Ama mesele burada bitmiyor.
Asıl tartışma şu noktada başlıyor:
Bu emniyet müdürlüğü nereye yapılmalı?
Bir tarafta, eski belediye başkanı Necmi Kadıoğlu ve bazı sivil toplum kuruluşları ile siyasi kesimler var. Onların itirazı net:
“Zaten betonlaşmış bir şehirde, kalan nadir yeşil alanlardan biri olan Recep Tayyip Erdoğan Parkı da mı yok edilecek?”
Diğer tarafta ise mevcut yönetim ve belediye başkan vekili Can Aksoy bulunuyor. Onlar ise güvenliğin öncelikli olduğunu savunarak emniyet müdürlüğü için gerekli adımları atmaya başlamış durumda.
Peki hangisi doğru?
Aslında cevap, bu iki seçenekten birini seçmek zorunda kalmamızda gizli.
Çünkü doğru planlanmış bir şehirde bu soru sorulmazdı.
Yıllar önce bu şehir büyürken;
Nüfus artışı öngörülseydi,
Kamu binaları için alanlar ayrılsaydı,
Altyapı ve üstyapı buna göre planlansaydı,
Parklar korunup çoğaltılsaydı…
Bugün ne güvenlik için yeşil alan feda etmek zorunda kalırdık, ne de “park mı emniyet mi?” gibi bir ikilemin içinde sıkışırdık.
Şimdi sormak gerekiyor:
Bu şehri yönetenler, geçmişte neden bu öngörüyü göstermedi?
Neden her boş alan bir beton yığınına dönüştü?
Neden rant, şehir planlamasının önüne geçti?
Esenyurt bugün bu soruların cevabını yaşıyor.
Elbette güvenlik şart.
Elbette insanlar huzur içinde yaşamak istiyor.
Ama unutulmamalı ki;
Bir şehri sadece polisle değil, doğru planlama ile güvenli hale getirebilirsiniz.
Bir şehri sadece binalarla değil, nefes alacak alanlarla yaşanabilir kılabilirsiniz.
Bugün Esenyurt’un ihtiyacı sadece bir emniyet binası değil;
geçmiş hatalardan ders alacak bir şehir aklıdır.
Ve belki de en acı gerçek şu:
Bu tartışma, aslında yıllar önce yapılması gerekenlerin bugün bedelini ödediğimizin en açık göstergesidir.





